Interstellar'a Övgü
Herkese selam. Aylar sonra yeni bir yazı ile karşınızdayım. Bugün biraz Interstellar tartışacağız. Tartışma derken aslında bolca övgüden ve bilim kurgunun beyaz perdeye bana kalırsa en iyi uyarlanmış halinden bahsedeceğim. Haydi başlayalım.
Kendini Memento, The Prestige, Dark Knight serisi, Dunkirk ve daha birçok filmle defalarca ispatlamış olan Christopher Nolan'ın yönettiği ve kardeşiyle yazdığı bir filmden tabi ki zayıf bir konu ya da yetersiz görsellik bekleyemeyiz. Nolan etiketi yeterli gelmediyse filmin görüntü yönetmeni Hoyte Van Hoytema'ya bir bakalım. Nolan'ın aklını Her ve Tinker Tailor Soldier Spy ile mi çaldı bilemeyeceğiz ama Interstellar'ın ardından Dunkirk filminde de birlikte çalıştı bu ikili. Şimdi sıra baş yapımcılarından birine geldi: Kip Thorne. Astrofizik alanında dünyamız üzerindeki en büyük araştırmacılardan biri kendisi. Carl Sagan ve Stephen Hawking'in arkadaşı. Filmin ardından biz meraklı izleyiciler için 'The Science of Interstellar' kitabını çıkarttı. Müzikler Hans Zimmer'a aitken ve oyuncu kadrosunda Matthew McConaughey, Anne Hathaway, Michael Caine gibi yetenekli isimler varken yapmamız gereken tek şey bu 2 saat 50 dakikalık başyapıtı arkamıza yaslanıp kucağımıza da birtakım abur cuburlar alıp izlemek kalıyor.
Dünya artık yaşanılmaz bir yer olmuştur ve gizli saklı yerlerde çalışmak zorunda kalan bir avuç NASA çalışanı insanlığa yeni bir ev bulma arayışındadır. Keşfedilen bir solucan deliği aracılığıyla bu arayış için gönderilen astronotların Dünya'ya gönderdikleri bilgiler ışığında Cooper ve dostları yola çıkar. Bu mini özete iki kelime daha yazmaya kalkıştığımda sonu gelmiyor ve tüm filmi yazmam gerekiyor. Öncelikle hala izlemediyseniz buradan kaybolun ve hemen izleyip gelin çünkü detaylara geçiyorum.
Filmi yere göğe sığdıramayanlar olduğu gibi yeren kesim de var. Önce neden yere göğe sığdıramıyoruz ona bakalım. Konu bakımından yakın gelecekte Dünya'nın başına gelmesi muhtemel bir felaket (birtakım küresel ısınmalar) ve amerikanvari yakınmalar (NASA'nın bütçe kesintileri) konunun sağlam bir temel üzerine oturmasını sağlıyor. Filmdeki Kip Thorne'nun büyük katkılarıyla hazırlanmış uzay sahneleri özellikle karadelik etrafındaki birikim diskleri ve karadeliğe yaklaştıkça dışarının görüntüsü gibi Einstein'ın görelilik teoremine bağlı olarak hazırlanmış sahneler en başta dediğim gibi bu filmi bana kalırsa bilim ve kurgunun en orantılı harmanı ve beyaz perdede izleyebildiğimiz en başarılı bilim-kurgu filmi yapıyor. Bilim kısmını bir yana bırakacak olursak Cooper ile birlikte izlediğimiz video kayıtları, Dr. Brand'in astronotlara söylediği 'Do Not Go Gentle Into That Good Night' şiiri ve Cooper ile kızının kavuşma sahnesi filmin en yürek burkan sahneleri olurken TARS sahneleri bana kalırsa filmi biraz yumuşatıp 'insanları çok gerdik azıcık gevşesinler' şeklinde eklenmiş ve film içinde çok sırıtmayan sahnelerdi. Tüm film tek bir Imax kamerasıyla ve neredeyse hiç CGI kullanılmadan çekilmiş. Fırtınalar, türbülanslar falan devasa fanlarla yapılmış. Anlayacağınız el emeği çok.
Övdük tamam sıra geldi yergilere. Kötü eleştirilerin önemli bir kısmı işin bilimsel yanıyla alakalı. Devasa dalgalı denizli gezegendeki zaman olayları, karadeliğe bu kadar yakın gezegenlerin apaydınlık olması, Dr. Mann ile Cooper dövüşünün fiziksel olarak neredeyse imkansız olması (astronot kıyafeti içerisinde nefes nefese kalmanız çok zormuş) ve benim gibi astrofiziğe 2 gramlık ilgisi olanların bildiği gibi karadeliğin çekim gücünden dolayı içeri giren herhangi bir şeyin filmdeki süre kadar sağlam kalamayacağı... Liste uzayıp gidiyor. Öncelikle bu eleştirileri yapanlara bir çift lafım var. Hepsi teorik. Filmin bilimsel dayanağının büyük bir kısmı teorik bilgiden oluşurken, karadeliğin içinde ne dönüp bitiyor kesin bir yargıya varamıyorken bu denli eleştirmek bence yanlış. Eleştirilerin bir kısmı aslında haklı ama o kısımda da şunu düşünmek lazım. Bu bir film, estetik bir kaygı da var. Bir dövüş sırasında nefes nefese kalmazsanız izleyici kendini o sahneye o kadar kaptıramaz mesela. Sonuçta adamlar film çekiyor film. Fizik teoremi kanıtlamıyor. Ama eleştirilere bir yerde ben de katılıyorum. Sen o kadar gezegen dolaş, dövüş, karadeliklerden geç, beşinci boyuta ulaş sonra da dön de ki sevgi her şeyin anahtarı. Cooper, gerçekten mi? Görelilik dedik kolonileşme dedik olay dönüp dolaşıp sevginin çözebileceği bir yere geldi. Böyle bir filme yakışmadı bence. Yakışmadı Nolan... Bir de dayak yemezsem şunu da eklemek istiyorum. Film müziklerini beğenmedim. Beğenmedim derken sahnelere uygun bulmadım. Tamam vurmayın.
Yazı başlığı övgü. Övgülerle yazımı bitiriyorum. Şiir gibi film. Teoremlerle çekilebilecek en iyi film. Başarılı bir sinematografiye, sondaki sevgi bağlamı dışında başarılı bir konuya ve felsefeden anlayanlar için iyi malzemelere sahip, her Nolan filminde gördüğümüz ama bir türlü isim veremediğimiz o havasıyla amatör teorik fizik meraklılarının dişine göre bir film.
Bilimsel analizleri detaylıca okumak isteyenleri şöyle alabilirim.
https://evrimagaci.org/yildizlararasi-interstellar-filminin-bilimsel-analizi-2977
https://www.space.com/27692-science-of-interstellar-infographic.html
İyi seyirler.
Kendini Memento, The Prestige, Dark Knight serisi, Dunkirk ve daha birçok filmle defalarca ispatlamış olan Christopher Nolan'ın yönettiği ve kardeşiyle yazdığı bir filmden tabi ki zayıf bir konu ya da yetersiz görsellik bekleyemeyiz. Nolan etiketi yeterli gelmediyse filmin görüntü yönetmeni Hoyte Van Hoytema'ya bir bakalım. Nolan'ın aklını Her ve Tinker Tailor Soldier Spy ile mi çaldı bilemeyeceğiz ama Interstellar'ın ardından Dunkirk filminde de birlikte çalıştı bu ikili. Şimdi sıra baş yapımcılarından birine geldi: Kip Thorne. Astrofizik alanında dünyamız üzerindeki en büyük araştırmacılardan biri kendisi. Carl Sagan ve Stephen Hawking'in arkadaşı. Filmin ardından biz meraklı izleyiciler için 'The Science of Interstellar' kitabını çıkarttı. Müzikler Hans Zimmer'a aitken ve oyuncu kadrosunda Matthew McConaughey, Anne Hathaway, Michael Caine gibi yetenekli isimler varken yapmamız gereken tek şey bu 2 saat 50 dakikalık başyapıtı arkamıza yaslanıp kucağımıza da birtakım abur cuburlar alıp izlemek kalıyor.
Dünya artık yaşanılmaz bir yer olmuştur ve gizli saklı yerlerde çalışmak zorunda kalan bir avuç NASA çalışanı insanlığa yeni bir ev bulma arayışındadır. Keşfedilen bir solucan deliği aracılığıyla bu arayış için gönderilen astronotların Dünya'ya gönderdikleri bilgiler ışığında Cooper ve dostları yola çıkar. Bu mini özete iki kelime daha yazmaya kalkıştığımda sonu gelmiyor ve tüm filmi yazmam gerekiyor. Öncelikle hala izlemediyseniz buradan kaybolun ve hemen izleyip gelin çünkü detaylara geçiyorum.
Filmi yere göğe sığdıramayanlar olduğu gibi yeren kesim de var. Önce neden yere göğe sığdıramıyoruz ona bakalım. Konu bakımından yakın gelecekte Dünya'nın başına gelmesi muhtemel bir felaket (birtakım küresel ısınmalar) ve amerikanvari yakınmalar (NASA'nın bütçe kesintileri) konunun sağlam bir temel üzerine oturmasını sağlıyor. Filmdeki Kip Thorne'nun büyük katkılarıyla hazırlanmış uzay sahneleri özellikle karadelik etrafındaki birikim diskleri ve karadeliğe yaklaştıkça dışarının görüntüsü gibi Einstein'ın görelilik teoremine bağlı olarak hazırlanmış sahneler en başta dediğim gibi bu filmi bana kalırsa bilim ve kurgunun en orantılı harmanı ve beyaz perdede izleyebildiğimiz en başarılı bilim-kurgu filmi yapıyor. Bilim kısmını bir yana bırakacak olursak Cooper ile birlikte izlediğimiz video kayıtları, Dr. Brand'in astronotlara söylediği 'Do Not Go Gentle Into That Good Night' şiiri ve Cooper ile kızının kavuşma sahnesi filmin en yürek burkan sahneleri olurken TARS sahneleri bana kalırsa filmi biraz yumuşatıp 'insanları çok gerdik azıcık gevşesinler' şeklinde eklenmiş ve film içinde çok sırıtmayan sahnelerdi. Tüm film tek bir Imax kamerasıyla ve neredeyse hiç CGI kullanılmadan çekilmiş. Fırtınalar, türbülanslar falan devasa fanlarla yapılmış. Anlayacağınız el emeği çok.
Övdük tamam sıra geldi yergilere. Kötü eleştirilerin önemli bir kısmı işin bilimsel yanıyla alakalı. Devasa dalgalı denizli gezegendeki zaman olayları, karadeliğe bu kadar yakın gezegenlerin apaydınlık olması, Dr. Mann ile Cooper dövüşünün fiziksel olarak neredeyse imkansız olması (astronot kıyafeti içerisinde nefes nefese kalmanız çok zormuş) ve benim gibi astrofiziğe 2 gramlık ilgisi olanların bildiği gibi karadeliğin çekim gücünden dolayı içeri giren herhangi bir şeyin filmdeki süre kadar sağlam kalamayacağı... Liste uzayıp gidiyor. Öncelikle bu eleştirileri yapanlara bir çift lafım var. Hepsi teorik. Filmin bilimsel dayanağının büyük bir kısmı teorik bilgiden oluşurken, karadeliğin içinde ne dönüp bitiyor kesin bir yargıya varamıyorken bu denli eleştirmek bence yanlış. Eleştirilerin bir kısmı aslında haklı ama o kısımda da şunu düşünmek lazım. Bu bir film, estetik bir kaygı da var. Bir dövüş sırasında nefes nefese kalmazsanız izleyici kendini o sahneye o kadar kaptıramaz mesela. Sonuçta adamlar film çekiyor film. Fizik teoremi kanıtlamıyor. Ama eleştirilere bir yerde ben de katılıyorum. Sen o kadar gezegen dolaş, dövüş, karadeliklerden geç, beşinci boyuta ulaş sonra da dön de ki sevgi her şeyin anahtarı. Cooper, gerçekten mi? Görelilik dedik kolonileşme dedik olay dönüp dolaşıp sevginin çözebileceği bir yere geldi. Böyle bir filme yakışmadı bence. Yakışmadı Nolan... Bir de dayak yemezsem şunu da eklemek istiyorum. Film müziklerini beğenmedim. Beğenmedim derken sahnelere uygun bulmadım. Tamam vurmayın.
Yazı başlığı övgü. Övgülerle yazımı bitiriyorum. Şiir gibi film. Teoremlerle çekilebilecek en iyi film. Başarılı bir sinematografiye, sondaki sevgi bağlamı dışında başarılı bir konuya ve felsefeden anlayanlar için iyi malzemelere sahip, her Nolan filminde gördüğümüz ama bir türlü isim veremediğimiz o havasıyla amatör teorik fizik meraklılarının dişine göre bir film.
Bilimsel analizleri detaylıca okumak isteyenleri şöyle alabilirim.
https://evrimagaci.org/yildizlararasi-interstellar-filminin-bilimsel-analizi-2977
https://www.space.com/27692-science-of-interstellar-infographic.html
İyi seyirler.

Yorumlar
Yorum Gönder