Blade Runner
Merhaba, bu yazımda sizlere biraz Blade Runner anlatmak istedim.
Philip K. Dick'in 1968 yılında kaleme aldığı 'Androidler Elektrikli Koyun Düşler Mi?' adlı bilim kurgu romanından uyarlanan Blade Runner serisinin ilk filmi 1982 yılında, ikinci filmi Blade Runner 2049 ise geçtiğimiz yıl bizlerle buluştu. Haydi filmleri tek tek inceleyim.
1982 yapımı ilk filmin yönetmenliğini Alien ve The Martian gibi bilim kurgu filmlerini de yöneten Ridley Scott üstlenmiş. Film 2019 yılında geçiyor ve Tyrell adlı şirketin ürettiği replicantların işlediği bir takım suçlardan ötürü 'Blade Runner' olarak bildiğimiz, Harrison Ford'un canlandırdığı bir polis tarafından etkisiz hale getirilme çabasını anlatıyor. Sanırsam en spoilersız böyle anlatılabilirdi. Film günümüzde adeta bir kült olarak görülüyor. 36 yıl önce günümüzde neler olabileceğine dair yapılan tahminleri açıkça görebiliyoruz; o kasvetli hava, çirkin büyük şehir kalabalığı ve ruhsuz insanlar, evet bu açıdan çarpıcı bir yönü var. Varoluş sancıları da cabası. Bazı diyaloglar insanı oldukça düşündürüyor. İzleyenler filmin sonlarında geçen "All those moments will be lost in time like in rain" sözünü barındıran diyaloğu hatırlayacaklardır, bence filmin en güzel kısmıydı. Belki zamanın teknolojisinden belki de diyalog eksikliklerinden film bana biraz sıkıcı geldi. Ne oldu lan az önce şeklinde kaldığım anlar oldukça fazlaydı. Konu harika ama sanki filmin aslı çok uzunmuş da kısaltmaya çalışırken bütün bağlayıcı sahneleri silmişler gibiydi. Sıkılma riskini göze alıyorsanız izleyin, bir yerde bu da bir kültür sonuçta.
Şimdi geldik şu sıralar izlediğim en iyi film (konu, sinematografi, ses... kısacası her açıdan) olan Blade Runner 2049'a. Biraz genel bilgi vereyim. Yönetmen koltuğunda Arrival'dan bildiğimiz Denis Villeneuve oturuyor. Ryan Gosling, Robin Wright, Jared Leto ve tabi ki Harrison Ford ise tanıdık yüzlerden. Blade Runner 2049 ilk filmden 30 yıl sonrasını, eski model replicantların yeni modeller tarafından emekli edildiği, Tyrell şirketinin yerini Wallace'a bıraktığı ve replicantların geçirdiği mucizevi evrimi anlatıyor. İlk filmdeki cyberpunk noir yapıyı ve varoluş sancılarını bu filmde etkisini harika bir görsellikle arttırılmış şekliyle görmekteyiz. En iyi sinematografi ve görsel efekt oscarını boşa almadığını filmin ilk yarım saatinde kolaylıkla anlayabiliyorsunuz. Haydi ayrıntılara geçelim.
Öncelikle genelde romantik aşık-köpek yavrusu bakışlı Ryan Gosling'den böyle bir performans beklemiyordum. Düz bir robot gibi işlev görürken yansıttığı soğuk, hissiz ve görev adamı tipi, varoluşunu sorgularken gözlerinde gördüğümüz kafa karışıklığı ve farklı duygularla tanıştığı sahneleri izlerken kafamda sadece tek bir rolle düşünebildiğim Gosling adeta bana 'Bak bak mis gibi aktörüm kıymetimi bilmiyorsun' diye çemkirdi. Çok haklısın Ryan'cığım. Jared Leto ve Harrison Ford'u film süresince çok görmesek de Jared yine akli dengesi pek de yerinde olmayan karaktere tam oturmuş ve Ford, bildiğimiz Ford işte. Bir de şöyle bir bilgi var. Yönetmenimiz, Wallace karakteri için David Bowie'yi düşünüyormuş ancak çekimler başlamadan önce vefat edince rol Leto'ya kalmış. Mini cast yorumumdan sonra bu filmi benim gözümde muhteşem yapan meselelere geliyoruz. Cyberpunk noir diye bağırıp duruyorum buralarda, peki ne demek istiyorum. Tanım olarak bilimdeki gelişmelerin sosyal ilişkileri yozlaştırdığı karanlık filmler diyebiliriz sanırsam. Teknoloji çok gelişmiştir ama insanlık bu değişime adapte olurken birçok insani özelliğini kaybedip ya çökmüş sistemde dümdüz bir şekilde yaşayan varlıklar ya da bu sisteme karşı gelen 'anarşistler' halini almıştır. Şehirler adeta beton ve led yığınıdır. Zenginlerin her türlü isteğini yerine getiren robotlar, devasa güçlü şirketler, rüşvet, uçan arabalar ve bol bol striptizci bu tarz hikayelerin adeta olmazsa olmazıdır. Şimdi şöyle düşünüyor olabilirsiniz; kalıp belli, teknoloji de bir hayli gelişmişken bu konuda iyi bir film yapmak basit. İlk Blade Runner filmi yapım yılı itibariyle cyberpunk olayının taze meyvelerinden biriyken belki bu iş basit gibi görünebilir ama filmde saki cyberpunk görmüyoruz. Biraz felsefik bakış açısı biraz da varlığımızı sorgulatıcı sorularla karşı karşıya kalıyoruz. 2049'a gelince, günümüzde her alanda olduğu gibi efektler ve sinematografi alanında da oldukça büyük bir çekişme söz konusu. İşte burada devreye yönetmenin zekası ve güçlü senaryo devreye giriyor. Blade Runner 2049 her ne kadar gişede hayal kırıklığı yaratsa da, tıpkı ilk film gibi, kendisi kült filmler listesinde olacaktır, evet tıpkı ilk film gibi. Peki kendisini 35 yıl önce çekilmiş ilk filmden ayıran özellik ne? Bana kalırsa her yere büyük puntolarla sinematografi yazarım. İtiraf edelim ilk film sıkıcıydı biraz. 2049'u izleyene kadar konunun da zayıf olduğunu düşünüyordum. Ama bir devam filmi konuyu bağlama açısından anca bu kadar başarılı olabilirdi. İzlerken ilk filmin aslında ne kadar dolu olduğunu kavradım. İlk filmdeki bir diğer sıkıntı da kopuk sahne geçişleriydi bence. İşte burada başta yönetmen Villeneuve olmak üzere hem Roger Deakins'in hem de görsel efektlere eli değmiş herkesin emeği oldukça büyük. Bence bu yılki Oscar ödüllerini hakkıyla alan birkaç filmden biri (diğeri için bkz: Dunkirk-ses miksajı ve ses kurgusu). Teknik ekibe övgülerimi yağdırdıktan sonra bir diğer konuya atlamak istiyorum; senaryo. Buralarda birazcık spoiler olabilir bitince haber veririm. Dediğim gibi bir devam filmi olarak gerçekten harika bağlanmış bir konu görüyoruz. Evet bazı kısımlar pek detaylı açıklanmadığı için soru işaretleri oluşturmuş olabilir ama çoğu izleyiciye bırakılabilecek detaylar, ziyanı yok kısacası. Bir de 30 yılda neler oldu kısmı var. Onu da biri animasyon 3 adet kısa filmle bizlere anlatmışlar. Fazla uzun değiller, üçü toplam 25 dakika falan sürüyor. Linkleri hemen aşağıya bırakıyorum.
Black Out 2022
2036: Nexus Dawn
2048: Nowhere to Run
Geldik filmin asıl olayı olan ve bilimsel olarak açıklanmamış en önemli kısıma. Robottan bebek nasıl olur hocam? Tyrell zamanında Rachael serisini yaparken iki üç yumurta da mı koymuş? Yumurtadaki DNAlar kime ait, sonuçta Joi'nin de belirttiği gibi insanlar A, T, G ve C'den oluşurken robotlar 1 ve 0'lardan oluşuyor. Keşke bu kısmı bizlere azıcık açıklasalardı. Ama bu mesele dışında kalan her şey o kadar güzeldi ki. Mesela Deckard-Rachael karşılaşmasının önceden ayarlanmış olması ve Joe'nun anılarının aslında kendisine ait olmaması, filmin en can alıcı sahneleriydi. Ha bir de tam anlamıyla şaheser olan Joe-Joi-hayat kadını görünümlü direnişçi sahnesi. Sahne ile ilgili detaylar ise şurada.
SPOILER BİTTİ.
SİYAD-Sony arasında geçen aşırı saçma muhabbeti belki bilenleriniz vardır. Sony'nin yerel kültüre saygı adı altında Türkiye'ye ve bazı ülkelere filmin sansürlü halini yollaması ve SİYAD'ın yerel kültür için neyin uygun olup olmadığını siz bilemezsiniz çıkışı, ülkenin dışarıdan nasıl göründüğünün apaçık ispatı. Yazıyla pek alakası olmayan siyasi mesajımı da verdim çok şükür.
Blade Runner 2049, 2 saat 48 dakika sürüyor. Oldukça uzun bir süre evet, ama izleyin. Şiddetle öneriyorum. Ekşicilere aldanmayın, onlar zaten hiçbir şeyi sevmiyor. Aşağıya da filmin görsel açıdan en bayıldığım sahnesine ait bir görsel bırakıyorum. İyi seyirler.
Philip K. Dick'in 1968 yılında kaleme aldığı 'Androidler Elektrikli Koyun Düşler Mi?' adlı bilim kurgu romanından uyarlanan Blade Runner serisinin ilk filmi 1982 yılında, ikinci filmi Blade Runner 2049 ise geçtiğimiz yıl bizlerle buluştu. Haydi filmleri tek tek inceleyim.
1982 yapımı ilk filmin yönetmenliğini Alien ve The Martian gibi bilim kurgu filmlerini de yöneten Ridley Scott üstlenmiş. Film 2019 yılında geçiyor ve Tyrell adlı şirketin ürettiği replicantların işlediği bir takım suçlardan ötürü 'Blade Runner' olarak bildiğimiz, Harrison Ford'un canlandırdığı bir polis tarafından etkisiz hale getirilme çabasını anlatıyor. Sanırsam en spoilersız böyle anlatılabilirdi. Film günümüzde adeta bir kült olarak görülüyor. 36 yıl önce günümüzde neler olabileceğine dair yapılan tahminleri açıkça görebiliyoruz; o kasvetli hava, çirkin büyük şehir kalabalığı ve ruhsuz insanlar, evet bu açıdan çarpıcı bir yönü var. Varoluş sancıları da cabası. Bazı diyaloglar insanı oldukça düşündürüyor. İzleyenler filmin sonlarında geçen "All those moments will be lost in time like in rain" sözünü barındıran diyaloğu hatırlayacaklardır, bence filmin en güzel kısmıydı. Belki zamanın teknolojisinden belki de diyalog eksikliklerinden film bana biraz sıkıcı geldi. Ne oldu lan az önce şeklinde kaldığım anlar oldukça fazlaydı. Konu harika ama sanki filmin aslı çok uzunmuş da kısaltmaya çalışırken bütün bağlayıcı sahneleri silmişler gibiydi. Sıkılma riskini göze alıyorsanız izleyin, bir yerde bu da bir kültür sonuçta.
Şimdi geldik şu sıralar izlediğim en iyi film (konu, sinematografi, ses... kısacası her açıdan) olan Blade Runner 2049'a. Biraz genel bilgi vereyim. Yönetmen koltuğunda Arrival'dan bildiğimiz Denis Villeneuve oturuyor. Ryan Gosling, Robin Wright, Jared Leto ve tabi ki Harrison Ford ise tanıdık yüzlerden. Blade Runner 2049 ilk filmden 30 yıl sonrasını, eski model replicantların yeni modeller tarafından emekli edildiği, Tyrell şirketinin yerini Wallace'a bıraktığı ve replicantların geçirdiği mucizevi evrimi anlatıyor. İlk filmdeki cyberpunk noir yapıyı ve varoluş sancılarını bu filmde etkisini harika bir görsellikle arttırılmış şekliyle görmekteyiz. En iyi sinematografi ve görsel efekt oscarını boşa almadığını filmin ilk yarım saatinde kolaylıkla anlayabiliyorsunuz. Haydi ayrıntılara geçelim.
Öncelikle genelde romantik aşık-köpek yavrusu bakışlı Ryan Gosling'den böyle bir performans beklemiyordum. Düz bir robot gibi işlev görürken yansıttığı soğuk, hissiz ve görev adamı tipi, varoluşunu sorgularken gözlerinde gördüğümüz kafa karışıklığı ve farklı duygularla tanıştığı sahneleri izlerken kafamda sadece tek bir rolle düşünebildiğim Gosling adeta bana 'Bak bak mis gibi aktörüm kıymetimi bilmiyorsun' diye çemkirdi. Çok haklısın Ryan'cığım. Jared Leto ve Harrison Ford'u film süresince çok görmesek de Jared yine akli dengesi pek de yerinde olmayan karaktere tam oturmuş ve Ford, bildiğimiz Ford işte. Bir de şöyle bir bilgi var. Yönetmenimiz, Wallace karakteri için David Bowie'yi düşünüyormuş ancak çekimler başlamadan önce vefat edince rol Leto'ya kalmış. Mini cast yorumumdan sonra bu filmi benim gözümde muhteşem yapan meselelere geliyoruz. Cyberpunk noir diye bağırıp duruyorum buralarda, peki ne demek istiyorum. Tanım olarak bilimdeki gelişmelerin sosyal ilişkileri yozlaştırdığı karanlık filmler diyebiliriz sanırsam. Teknoloji çok gelişmiştir ama insanlık bu değişime adapte olurken birçok insani özelliğini kaybedip ya çökmüş sistemde dümdüz bir şekilde yaşayan varlıklar ya da bu sisteme karşı gelen 'anarşistler' halini almıştır. Şehirler adeta beton ve led yığınıdır. Zenginlerin her türlü isteğini yerine getiren robotlar, devasa güçlü şirketler, rüşvet, uçan arabalar ve bol bol striptizci bu tarz hikayelerin adeta olmazsa olmazıdır. Şimdi şöyle düşünüyor olabilirsiniz; kalıp belli, teknoloji de bir hayli gelişmişken bu konuda iyi bir film yapmak basit. İlk Blade Runner filmi yapım yılı itibariyle cyberpunk olayının taze meyvelerinden biriyken belki bu iş basit gibi görünebilir ama filmde saki cyberpunk görmüyoruz. Biraz felsefik bakış açısı biraz da varlığımızı sorgulatıcı sorularla karşı karşıya kalıyoruz. 2049'a gelince, günümüzde her alanda olduğu gibi efektler ve sinematografi alanında da oldukça büyük bir çekişme söz konusu. İşte burada devreye yönetmenin zekası ve güçlü senaryo devreye giriyor. Blade Runner 2049 her ne kadar gişede hayal kırıklığı yaratsa da, tıpkı ilk film gibi, kendisi kült filmler listesinde olacaktır, evet tıpkı ilk film gibi. Peki kendisini 35 yıl önce çekilmiş ilk filmden ayıran özellik ne? Bana kalırsa her yere büyük puntolarla sinematografi yazarım. İtiraf edelim ilk film sıkıcıydı biraz. 2049'u izleyene kadar konunun da zayıf olduğunu düşünüyordum. Ama bir devam filmi konuyu bağlama açısından anca bu kadar başarılı olabilirdi. İzlerken ilk filmin aslında ne kadar dolu olduğunu kavradım. İlk filmdeki bir diğer sıkıntı da kopuk sahne geçişleriydi bence. İşte burada başta yönetmen Villeneuve olmak üzere hem Roger Deakins'in hem de görsel efektlere eli değmiş herkesin emeği oldukça büyük. Bence bu yılki Oscar ödüllerini hakkıyla alan birkaç filmden biri (diğeri için bkz: Dunkirk-ses miksajı ve ses kurgusu). Teknik ekibe övgülerimi yağdırdıktan sonra bir diğer konuya atlamak istiyorum; senaryo. Buralarda birazcık spoiler olabilir bitince haber veririm. Dediğim gibi bir devam filmi olarak gerçekten harika bağlanmış bir konu görüyoruz. Evet bazı kısımlar pek detaylı açıklanmadığı için soru işaretleri oluşturmuş olabilir ama çoğu izleyiciye bırakılabilecek detaylar, ziyanı yok kısacası. Bir de 30 yılda neler oldu kısmı var. Onu da biri animasyon 3 adet kısa filmle bizlere anlatmışlar. Fazla uzun değiller, üçü toplam 25 dakika falan sürüyor. Linkleri hemen aşağıya bırakıyorum.
Black Out 2022
2036: Nexus Dawn
2048: Nowhere to Run
Geldik filmin asıl olayı olan ve bilimsel olarak açıklanmamış en önemli kısıma. Robottan bebek nasıl olur hocam? Tyrell zamanında Rachael serisini yaparken iki üç yumurta da mı koymuş? Yumurtadaki DNAlar kime ait, sonuçta Joi'nin de belirttiği gibi insanlar A, T, G ve C'den oluşurken robotlar 1 ve 0'lardan oluşuyor. Keşke bu kısmı bizlere azıcık açıklasalardı. Ama bu mesele dışında kalan her şey o kadar güzeldi ki. Mesela Deckard-Rachael karşılaşmasının önceden ayarlanmış olması ve Joe'nun anılarının aslında kendisine ait olmaması, filmin en can alıcı sahneleriydi. Ha bir de tam anlamıyla şaheser olan Joe-Joi-hayat kadını görünümlü direnişçi sahnesi. Sahne ile ilgili detaylar ise şurada.
SPOILER BİTTİ.
SİYAD-Sony arasında geçen aşırı saçma muhabbeti belki bilenleriniz vardır. Sony'nin yerel kültüre saygı adı altında Türkiye'ye ve bazı ülkelere filmin sansürlü halini yollaması ve SİYAD'ın yerel kültür için neyin uygun olup olmadığını siz bilemezsiniz çıkışı, ülkenin dışarıdan nasıl göründüğünün apaçık ispatı. Yazıyla pek alakası olmayan siyasi mesajımı da verdim çok şükür.
Blade Runner 2049, 2 saat 48 dakika sürüyor. Oldukça uzun bir süre evet, ama izleyin. Şiddetle öneriyorum. Ekşicilere aldanmayın, onlar zaten hiçbir şeyi sevmiyor. Aşağıya da filmin görsel açıdan en bayıldığım sahnesine ait bir görsel bırakıyorum. İyi seyirler.

Yorumlar
Yorum Gönder