Young the Giant
Hellö, bugün müzik köşemde Los Angeleslı indie rock grubu Young the Giant'ı ağırlıyorum. Aslında 'Müzik' başlığımın yegane amacı az bilinen indie gruplarını sizlerle tanıştırmak çünkü neden yapmayayım?
Young the Giant 5 kişiden oluşuyor, 3 adet albüm yayınlamış. En beğendiğim albümleri grupla aynı ismi paylaşan, ilk albümleri 'Young the Giant'.
Ben bu güzide grubun şarkılarını 3 grupta topluyorum; sinirleyken, aşırı keyifliyken ve depresyondayken dinlenecekler. Bu tarz yani duygu repertuvarları geniş grupları tüm kalbimle destekliyorum (umarım desteğime ihtiyaçları vardır). Günümüzde çoğu şarkıcı/grup sadece tek bir kesime hitap ediyormuş gibi geliyor belki de o yüzden o şarkıları maksimum 5 defa dinleyebiliyorum. Demek istediğim her zaman aynı şeyleri düşünüp aynı şeyleri hissederek bir yerde yürürken kulaklıkları takmıyoruz değil mi? Herkesin kafası karışık ve çoğumuzun en azından benim etrafımdaki insanların kaçış noktası çoğu zaman müzik oluyor (diğer kaçış noktamız için bkz: pis yedili). Şu sıralar çıkan singlelar, yayınlanan albümler hepimiz robotmuşuz hissi uyandırıyor bende. Her yerde aynı şarkılar çalıyor, her ülkenin top 5 listesi aynı. Bu kadar farklıyken aynı şeyleri dinlemek neden? Ama hiç üzülmeyin ben buradayım. Konu nerelere geldi, neyse ben Young the Giant'a geri döneyim. Beni bu hislerden uzaklaştıran nadir gruplardan biri oluyor kendisi. Şarkılarını dinlerken ritme odaklanırsanız başka sözlere odaklanırsanız bambaşka tatlar almanız mümkün. Bunlardan çok yok o yüzden değerlendirin derim.
Geçtiğimiz yıl son albümleri 'Home of the Strange' için Amerika turnesine çıktılar, bu yıl da birkaç konserleri var yine Amerika'da. Sizleri buralara da bekliyoruz. Lütfen gelin. Lütfen.
Şimdi geldik benim en çok sevdiğim şarkılara. Tabi ki tüm şarkılarını dinlemenizi öneririm ama eğer bir yerden başlamak isterseniz öncelikle 'In The Open' adı altında çaldığı şarkıları özellikle Islands, Apartment ve Nothing's Over'ı dinleyin. Mutluyken My Body ve Silvertongue, sinirleyken Cough Syrup ve depresyondayken Islands bayağı iyi gidiyor benden söylemesi.
Sizlere en sevdiklerimden birinin linkini bırakarak veda ediyorum.
Ben bu güzide grubun şarkılarını 3 grupta topluyorum; sinirleyken, aşırı keyifliyken ve depresyondayken dinlenecekler. Bu tarz yani duygu repertuvarları geniş grupları tüm kalbimle destekliyorum (umarım desteğime ihtiyaçları vardır). Günümüzde çoğu şarkıcı/grup sadece tek bir kesime hitap ediyormuş gibi geliyor belki de o yüzden o şarkıları maksimum 5 defa dinleyebiliyorum. Demek istediğim her zaman aynı şeyleri düşünüp aynı şeyleri hissederek bir yerde yürürken kulaklıkları takmıyoruz değil mi? Herkesin kafası karışık ve çoğumuzun en azından benim etrafımdaki insanların kaçış noktası çoğu zaman müzik oluyor (diğer kaçış noktamız için bkz: pis yedili). Şu sıralar çıkan singlelar, yayınlanan albümler hepimiz robotmuşuz hissi uyandırıyor bende. Her yerde aynı şarkılar çalıyor, her ülkenin top 5 listesi aynı. Bu kadar farklıyken aynı şeyleri dinlemek neden? Ama hiç üzülmeyin ben buradayım. Konu nerelere geldi, neyse ben Young the Giant'a geri döneyim. Beni bu hislerden uzaklaştıran nadir gruplardan biri oluyor kendisi. Şarkılarını dinlerken ritme odaklanırsanız başka sözlere odaklanırsanız bambaşka tatlar almanız mümkün. Bunlardan çok yok o yüzden değerlendirin derim.
Geçtiğimiz yıl son albümleri 'Home of the Strange' için Amerika turnesine çıktılar, bu yıl da birkaç konserleri var yine Amerika'da. Sizleri buralara da bekliyoruz. Lütfen gelin. Lütfen.
Şimdi geldik benim en çok sevdiğim şarkılara. Tabi ki tüm şarkılarını dinlemenizi öneririm ama eğer bir yerden başlamak isterseniz öncelikle 'In The Open' adı altında çaldığı şarkıları özellikle Islands, Apartment ve Nothing's Over'ı dinleyin. Mutluyken My Body ve Silvertongue, sinirleyken Cough Syrup ve depresyondayken Islands bayağı iyi gidiyor benden söylemesi.
Sizlere en sevdiklerimden birinin linkini bırakarak veda ediyorum.

Yorumlar
Yorum Gönder